Mostar’da kaldığımız hostelde gece uyumadan önce, yine her zaman ki gibi ertesi gün ne yapacağımızı konuştuk.. her ne kadar ikimiz de
erken uyanamayacağımızı çok iyi bilsek de saat 9 da yola çıkmamız gerektiğine karar verdik ve aklımızda Mostar Köprüsü’nün büyüleyici güzelliği uyuduk...
Uyandığımızda saatin 11:30 olduğunu gördüğümüzde aslında hiç şaşırmadık...Zor olacağını bildiğimiz bu yolculuğun bir kısmının karanlıkta geçeceği artık kaçınılmaz olduğu için güzel bir yemek yiyip çıkmaya karar verdik..Kosova’da da keyifle yediğimiz pleskavica ve çebap ile Mostar’da tekrar karşılaştığımızda zaten çok sevinmiştik ve bizi madden çok yıpratan Hırvatistan sınırlarına tekrar girmeden bu kaçırılmaz bir fırsattı.
Saat 1’e geliyordu, biz yola çıkabildik...
Hedef :Split
Mesafe:165 km
Yemeğimizi yemiştik,bazen ikimiz içinde çok ciddi sorun olan tuvalet konusunda özlediğimiz huzuru yaşamıştık. Yaklaşık 2000 metrelik 2 zirve vardı haritada görünen ve motivasyonlarımız tamdı..
Şehirden çıktığımız gibi tırmanmaya başladık..
Güneş tam tepemizdeydi ve biz tırmanıyorduk
10 km oldu ve biz tırmanıyorduk
erken uyanamayacağımızı çok iyi bilsek de saat 9 da yola çıkmamız gerektiğine karar verdik ve aklımızda Mostar Köprüsü’nün büyüleyici güzelliği uyuduk...
Uyandığımızda saatin 11:30 olduğunu gördüğümüzde aslında hiç şaşırmadık...Zor olacağını bildiğimiz bu yolculuğun bir kısmının karanlıkta geçeceği artık kaçınılmaz olduğu için güzel bir yemek yiyip çıkmaya karar verdik..Kosova’da da keyifle yediğimiz pleskavica ve çebap ile Mostar’da tekrar karşılaştığımızda zaten çok sevinmiştik ve bizi madden çok yıpratan Hırvatistan sınırlarına tekrar girmeden bu kaçırılmaz bir fırsattı.
Saat 1’e geliyordu, biz yola çıkabildik...
Hedef :Split
Mesafe:165 km
Yemeğimizi yemiştik,bazen ikimiz içinde çok ciddi sorun olan tuvalet konusunda özlediğimiz huzuru yaşamıştık. Yaklaşık 2000 metrelik 2 zirve vardı haritada görünen ve motivasyonlarımız tamdı..
Şehirden çıktığımız gibi tırmanmaya başladık..
Güneş tam tepemizdeydi ve biz tırmanıyorduk
10 km oldu ve biz tırmanıyorduk
Ayrılırken, dönüp bir kez daha baktık Mostar’a...20 km oldu ve biz hala tırmanıyorduk..
30 km ve biz tırmanmaya hala devam ediyorduk..
40 km oldu tırmanmayı bıraktım ve isyan etmeye başladım ve kısa bir ara verdik...
Bir şeyler atıştırırken popomdaki ağrıyı derinden hissediyordum ve önümüzdeki 120 km yi düşünüp gülüyordum...Bisiklet!.. Hayata her zaman gülmeyi öğretiyor :) :)

Arada biraz muhabbet edip dinlenmiş,biraz bir şeyler yiyip canlanmıştık.. Neşemiz yerine gelmişti.. Sonra yol da güzelleşmeye başladı... Sıra inişlerdeydi:)

Neşemiz çok uzun sürmedi... Güzel geçen 20 –30 km’den sonra biz yine tırmanıyorduk...Ne zaman “bitti”, “bu son herhalde” diye düşünsem karşımda daha dik rampalar görüyordum..Artık hiçbir şey düşünmemeye karar vermiştim sadece bisikletimi sürüyordum ta ki sularımız bitene kadar!!!.. Su bulabileceğimiz yer ne kadar sonra karşımıza çıkacak???


25 km, geçtiğimiz her virajın sonrasında su bulabilme umuduyla geçti.. Derken bir cafe-bar ve önünde oturan pala bıyıklı, iri yarı bir amca gördük.. Yüzümüzdeki çaresiz ifadeyi görmüş olacak ki gülerek bizi yanına çağırdı..
-Italyano?
-No.. Turko!!
Şaşırmış bir ifadeyle , “vay be çok uzak” anlamında bir şeyler söyledi .. Ardından gülerek;
-Kondisyon.. good kondisyon
dedi ve sandalyeleri düzelterek oturmamızı istedi..
elindeki birayı kaldırarak ne içmek istediğimizi sordu
ve büyük bir mutlulukla su istedik..
Suyu içerken dünyanın en mutlu adamı bendim..
Gerçi o sıra bize 15. birasını içiyor olduğunu anlatmaya çalışan amca ve suyunu zevkle içerken amcayı anlamaya çalışan Berke de gayet mutlu görünüyordu:)
Sularımızı bitirdikten sonra amca yine gülerek:
- Artık bira zamanı,haydi bana katılın .
- Teşekkürler, biz yine su alalım mümkünse, yolumuz uzun!
- Tamam siz bilirsiniz,bana içen adam lazım dedi espriyle..
(Bu konuşmanın orjinalinde, amca Hırvatça biz ise İngilizce kullandık. Ancak amca İngilizce, biz ise Hırvatça bilmiyorduk:) :) )
3.bardak suyumuzu da içtikten sonra büyük bir minnetle teşekkür ederek ayrıldık....

Şansımız iyi gitti, 5-10 km sonra bir market denk geldi..Güzelce ayran-soda ikilisini içtik ve çikolata yedik..Yola çıktık..
Split = 68 km
...ve artık biz tırmanmıyorduk..
Split = 28 km
...acayip moral oldu, ben o an 40-45’e razıydım valla. Otobanın girişinde acaba girmeli miyiz diye durduğumuzda Berke son 1 saatte ortalama 35 km/saat ile gittiğimiz istatistiğini verdi ve gururla “karanlığa kalmayız böyle giderse, çok iyi oldu bu” dedi .

bu tabelayı çözemedik... autostop’un üzerindeki kırmızı çizgidenbisikletin üzerinde neden yok?:)
dedik ve otobana girdik...aslında ikimiz de girmememiz gerektiğini biliyorduk ama girmezsek yolun çok uzayacak olması bu gerçeği bilmememiz gerektiği gerçeğini ortaya koyuyordu...10 km otobanda ilerledikten sonra gişelere vardık....Fiş alıp geçtikten sonra uzakta bir görevli gördük ve ceza yeme korkusuyla o adamın yanına gittik Yolumuzu kaybedip otobana girdiğimizi , Split’e gitmek istediğimizi söyledik. 5 km geriden otobandan çıkarak gidebilirmişiz.
Otobandan çıktık... Adını hatırlayamadığım küçük bir köyün bakkalından aldıklarımızı tüketirken Berke, arkamızda beliren kara bir bulut ve etrafında çakan şimşekleri göstererek;
-İster misin bu bulut gelsin bu tarafa doğru bi de yağmura yakalanalım?
-Ağzını hayra aç abi, şeytan doldurur:) zaten hava kararıyo, mahvoluruz..
Son 30 km’miz için bisikletlerimize atladık..1 dakika geçmedi ki o kara bulut arkamızdan dolaştı, tam önümüze geçti, durdu... Bizim konuşmalarımızı duydu ve bize şaka yapıyor diye düşünüyordum ki üzerime düşen bir kaç yağmur damlası bunun bir şaka olmadığını gösterdi.. Hemen kenara çekip fotoğraf makinesini, pasaportları ve diğer önemlileri en güvenli yere koyduk, ışıklarımızı çıkardık..yola devam ettik..
Hava tamamen karardı...
Yağmur durmadan şiddetini arttırdı
Sığınabileceğimiz hiçbir yer yoktu
Anında sırılsıklam olmuştuk
Yapabileceğimiz tek şey devam etmekti..
Görüş mesafesi iyice daralmıştı
Yol boyunca sürekli tırmanmıştık söylenerek
Şimdi ise inişler vardı daha çok
Ve titrerken çenem, yalvarıyordum
En zorlu rampalar çıksın karşımıza diye..
Frenler tutmuyor,Yağmur şiddetini arttırıyordu..
Gözümün önünde hayatımın film şeridi..
Şanslıydık.. Sağ sağlim vardık Split’e.
Saat 11’e geliyordu ve kalacak yerimiz de yoktu..
Merkezde karşımıza çıkan iki gence nerde ucuz otel bulabileceğimizi sorduk. Bizi otellerin bir arada bulunduğu bir bölgeye götürdüler. Berke bisikletlerin başında umutla beklerken ben otelleri birer birer dolaştım, hiç birinde yer yoktu...son oteldeki adam “istersen özel bir evde oda ayarlayabiliriz aynı fiyata” dedi. hiç sorgulamadan, hemen kabul ettim. Berke’yi beklediği yerden aldım,döndüğümüzde ev sahibi de bizi almaya gelmişti..çok bakımlı,hafif alkollü, yaşlı kokoş bir bayandı.. Bozuk İngilizce’siyle evinin çok merkezi yerde olduğunu,yürüyerek 5 dakikada gidebileceğimizi söylüyordu.
O an düşünebildiğimiz sadece 3 şey vardı..
1-Sıcak bir duş
2-Yemek
3-Uyku
Her köşe başında bayan gülerek çok az kaldığını söylüyordu..
5 dakika 25 dakika oldu...
Sonunda eve vardık, odaya yerleştik.. Berke duşa girdi,ben sabırsızlıkla sıranın bana gelmesini bekledim.Berke odaya suratında anlamsız belki de çok anlamlı bir ifadeyle girdi..
gülüyordu ; sıra bendeydi,
şaşkındı ; her şey üst üste gelmişti,
anlam vermeye çalışıyordu; boşunaydı
neden? diyordu; neden demesin ki..
mutluydu, geride kalmıştı!
!!!Sular soğuk akıyormuş!!!
Artık başımıza gelebilecek her şeyi kabullenmiş gittim..Duş olayını
5 aşamada gerçekleştirebildim..
sağ bacak ,sol bacak ,sağ kol ,sol kol, diğerleri!!
Bir engeli daha aşmıştık...
Yemek yemek için kendimizi dışarı attık..
Bir süre yürüdükten sonra yemeğe başladık..
30 dakika içinde kişi başına tüketilenler
-En büyük boy hamburger menü
-Parça pizza
-Yarım litre süt
-Kremalı Pasta
-15*15 cm Börek
gerçekten acıkmışız:)
Uyku için geri döndük kaldığımız eve..yatağı girdik..1 dakika geçmedi,yeni dünyaya gelmiş bir bebek gibi,
iyi geceler!!!
























